Hafızayla Kurulan Bir Gelecek

Yaşama Sırası olarak İstanbul’daki ilk etkinliğimizi Çekmeköy’de gerçekleştirdik. Bu buluşma, takvimde bir günü işaretlemenin çok ötesindeydi. Yeni bir yıla girerken; kayıplarımızla yüzleştiğimiz, direnen hayatları görünür kıldığımız ve kolektif hafızamızı birlikte yeniden ördüğümüz bir eşikti. Biz yeni yıla; ışıklı süslerle değil, yaşamın içinden süzülmüş hikâyelerle, mücadeleyle ve dayanışmayla girmeyi seçtik.

“Müzikli Yeni Yıl Kutlaması ve 12 İnsan Portresi”, yalnızca bir etkinlik değil; sözünü sakınmayan bir hatırlamaydı. Sahneye taşınan her anlatı, hayatın karşısında yalnız kalmış ama teslim olmamış insanların sesi oldu.

Suna Duman, Ali Rıza Canbulat, Berrin Sarıtaş, Kerem Giray Dursun, Ayşe Ölmez, Bilge Albayrak ve Meryem Bakıcı; kendi yaşam hikâyelerini, kırılma anlarını, kayıplarını, yaralarını ve yeniden ayağa kalkma iradelerini izleyicilerle paylaştı. Bu anlatılar bize şunu bir kez daha gösterdi: Direngenlik, yalnızca büyük meydanlarda değil; gündelik hayatın içinde, ısrarla sürdürülen bir var olma halidir.

Çekmeköy’de iz bırakmış, bu topraklarda dayanışmayı büyütmüş ve aramızdan erken yaşta ayrılmış isimlerin hikâyeleri ise onları en yakından tanıyanların diliyle yeniden hayat buldu.

Utkan Adıyaman’ın mahalle kültürüne yaslanan, emeği ve dayanışmayı merkezine alan mücadelesini Burak Ertop anlattı.
Hakan Tosun’un adalet ve insan onuru için verdiği mücadele, Abbas Karakaya’nın sözleriyle sahnede yankılandı.
Güney Doğan’ın direnci ve inadı, Derman Anne’nin sade ama sarsıcı anlatımıyla salona yayıldı.
Ata Önder Atabay’ın geride bıraktığı derin izleri ise Halime Anne, bir annenin acıyı onurla taşıyan diliyle paylaştı.
Bu anlatıların arasında, Çekmeköy’de kısa ama unutulmaz bir iz bırakan, genç yaşta aramızdan ayrılan Polen Ünlü de vardı. Polen’in yaşamı, zamansız bir gidişin ardında bıraktığı büyük boşlukla birlikte; dayanışmayı, inceliği ve cesareti hatırlatan bir yürüyüştü. Onun adı anıldığında salonda oluşan sessizlik, aslında ne kadar çok şey söyledi. Polen, bu buluşmada yalnızca anılan bir isim değil; yarım kalan sözlerin, tamamlanması gereken düşlerin ve sürdürülmesi gereken mücadelenin simgesi oldu.

Sahneye taşınan bu hikâyeler, geçmişe dönük bir yasın ötesine geçti. Ekmek ve su mücadelesinden ekolojiye, adalet arayışından özgürlük özlemine uzanan 12 insan portresi; bize şunu söyledi: Hatırlamak, pasif bir eylem değil; politik ve ahlaki bir sorumluluktur. Bu nedenle bu etkinlik, “unutmuyoruz” demekle yetinmedi; “devam ediyoruz” diyen kolektif bir iradeyi görünür kıldı.

Grup Sahrud’un ezgileriyle güçlenen bu akşamda; acıyla umut, yasla direnç yan yana durdu. Müzik, anlatılan her hikâyeye eşlik ederek duygularımızı çoğalttı, suskunlukları anlamlı kıldı ve ortak hafızayı derinleştirdi.

Bu anlamlı buluşmanın gerçekleşmesinde büyük bir emek ve özveri vardı.

Yaşama Sırası’nın İstanbul’daki bu ilk adımında; sürecin örgütlenmesinden anlatıların buluşmasına, sahnenin kurulmasından ortak duygunun yaratılmasına kadar emek veren Yadigar Karadağ, Ayşe Ölmez, Abbas Karakaya ve Taylan Özdemir’e özel bir teşekkür borçluyuz. Bu etkinlik, onların görünmeyen ama belirleyici emekleriyle mümkün oldu. Her biri, Yaşama Sırası’nın taşıdığı hafıza ve sorumluluk duygusunu kendi katkısıyla büyüttü.

Yaşama Sırası’nın İstanbul’daki bu ilk etkinliği bize şunu bir kez daha hatırlattı:
Mücadele, hatırlandıkça sürer. Umut, paylaşıldıkça çoğalır.
Ve hayat, ancak birbirimizin hikâyesine sahip çıktığımızda anlam kazanır.

Yeni yılı; Utkan’ın, Polen’in, Hakan’ın, Güney’in, Ata Önder’in ve adını burada sayamadığımız nice insanın bıraktığı ışığı çoğaltarak karşılıyoruz.

Bu daha başlangıç.

Yazar: Taylan Özdemir