Dersim’i anlamak, yalnızca bir coğrafyayı bilmek değildir; dağların nabzını duymayı, rüzgârın taşıdığı eski sözleri işitmeyi, Munzur’un suyundaki binlerce yıllık hafızayı okumayı gerektirir.
Burada her taş, her patika, her ağaç bir hikâyeyi saklar: bir çocuğun kahkahasını, bir ananın ağıdını, bir ocağın sönüşünü, bir direnişin yeniden doğuşunu…
Ama 1937–38, bütün bu hikâyelerin arasına yırtıcı bir karanlık gibi çöktü. Kuşların sesi kesildi. Pınarların çağlayışı sustu. Cem evlerinin nefesleri, bombaların gürültüsünde boğuldu.
Ve bu halk yaşadığı felaketi tek bir kelimeyle adlandırdı: Tertele.
Dersim: Bir Coğrafyadan Fazlası
Dersim, yalnızca dağlar ve vadilerden ibaret değildi; bir inançtı, bir dilin melodisiydi, bir adalet anlayışıydı. Kızılbaş-Alevi geleneğinin yüzlerce yıllık etik duruşu burada hayat bulmuştu.
Bir ağacı keserken bile izin isteyen bir ahlakın, bir pınardan içerken dua eden bir geleneğin halkıydı bu.
Bu yüzden Dersim’in dağları sıradan değildi. Onlar evdi, sırdı, yoldu, yoldaştı. Munzur’un suyu bir nehirdi elbet; ama aynı zamanda dua, mit, direnişti.
Devletin “Sorunu”, Halkın “Yurdu”
Cumhuriyet’in ilk yıllarında modernleşme adı altında geliştirilen politikalar, Dersim’i “uyumsuz”, “itaatsiz” ve “tehlikeli” olarak işaretledi. Dersim’in sarp geçitleri, kapalı köy yapısı, Kızılbaş inancı ve özgün dili devletin zihninde korkuya, düşmanlığa ve şiddete dönüştü.
1937–38’de başlatılan harekât, hiçbir zaman bir “operasyon” değildi. Bu, planlanmış bir dağıtma, parçalama, yok etme hareketiydi. Köyler haritadan silindi.
Ocaklar yakıldı. Çocuklar ailelerinden koparıldı. Sürgün yolları anaların gözyaşıyla ıslandı. Dağlar bombalandı; sulara kan karıştı.
Seyit Rıza: Şeyh Hasanlılardan Yükselen Bir Başkaldırı
Ovacık’ın Şeyh Hasan aşiretinden Seyit Rıza, yalnızca bir aşiret reisi değildi. Bir halkın dilini, kültürünü, inancını omuzlarında taşıyan bir bilgeydi. Ocak geleneğinin adalet ve onur anlayışıyla yoğrulmuştu.
Onu “teslim oldu” diye anlatanlar tarihin gerçeklerini bilmez.
O, halkını daha büyük bir kıyımdan korumak için bir strateji üretti; ama boyun eğmedi. Eğilmedi, eğmeye çalışanları da tarihin en karanlık sayfalarına gömdü.
Mahkemeden Önce Verilen Hüküm
Elazığ’daki sözde mahkemede savunma hakkı bile tanınmadı. Gençlerin yaşları büyütüldü, ifadeler zorla alındı, duruşmalar hızla sonuçlandırıldı. Her şey önceden yazılmış bir senaryonun parçasıydı. Seyit Rıza, hâkimlerin gözünde adaleti değil, çoktan verilmiş kararı gördü. Ama korkmadı. Sözünü sakınmadı.
15 Kasım: Soğuk Bir Meydanın Ortasında Eğilmeyen Bir Adam
İdam sabahı Elazığ Buğday Meydanı keskin bir ayazla kaplıydı. Taş gibi bir soğuk, nefesleri havada donduruyordu. Meydan özellikle boşaltılmıştı; halkın gelmesine izin verilmedi. Kimse, bu utanca tanıklık etmesin istediler.
Seyit Rıza meydana çıkarıldığında çevresi ıssızdı. Ne bir dost, ne bir akraba. Ama o, yalnız değildi. Onunla birlikte bir halkın yüzlerce yıllık onuru yürüyordu.
Başını kaldırdı. Boş görünen meydana değil, tarihin orta yerine konuştu:
“Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir.”
Bu sözleri rüzgâra değil, dağlara, Munzur’a, sürgünde kaybolmuş çocuklara, geleceğin bütün Dersimlilerine söyledi. Ve darağacına eğilmeden çıktı.
Son adımıyla meydanın soğuğunu kırdı; onuru, ipten daha güçlüydü.
Dersim: Yaradan Direniş Doğuran Toprak
İdamdan sonra yıkım sürdü.
Köylerin küle döndüğü, çocukların kaybolduğu, anaların sustuğu bir dönem yaşandı. Ama dağlar susmadı.
Dağlar direndi.
Munzur yine aktı; her akışında hafızayı diri tuttu. Dersimli, ne dağına küstü ne suyuna.
Yas sessiz yaşandı ama unutulmadı. Unutmak, ikinci bir ölüm olurdu.
Bugün: Hafızanın Geri Dönüşü
Aradan geçen onca yıla rağmen Dersimliler hâlâ aynı sözü yineliyor:
“Unutmadık. Unutmayacağız.”
Her 4 Mayıs’ta, her 15 Kasım’da, her cem deyişinde Seyit Rıza’nın sesi yeniden yükseliyor. Dağlar hâlâ o sabahın soğuğunu taşıyor.
Munzur hâlâ o başkaldırının yansımasını saklıyor.
Son Söz: Dağlar Eğilmedi, Halk da Eğilmedi
Munzur’un suyu kayalıklardan düşerken Seyit Rıza’nın sesi hâlâ yankılanıyor:
“Ayıptır, zulümdür, cinayettir.”
Bu sözler bir isyan değil sadece; bir halkın küllerinden doğma kararlığıdır.
Dersim’in belleğinde yalnızca yas yok; direnmek, ayağa kalkmak, unutmamak vardır.
Ve bugün dağlara bakan herkes bilir: Dağlar eğilmezse, halk da eğilmez.
Seyit Rıza’nın gölgesi Munzur’un suyunda hâlâ dimdik duruyor.
Ve bize tek bir yol gösteriyor:
Zulüm karşısında eğilmemek, gerçeğin ve onurun yanında durmak.
Yazar: Taylan Özdemir


